KURT NOTASI ve BAŞARIYIKIM


Yaylı çalgılarla iştigal edenler bilirler: Kurt notası. Örneğin, çello çalıyorsunuzdur ve Re telinde Fa diyes'i gelmişsinizdir ve birden hiç beklenmedik birşey olur, çalmaya çalıştığınız notanın sesine bir başka ses ya da ritme benzeyen bir ses eklenir ve adeta bir kurt ulumaya başlar. Çıkarmak istediğiniz sese bir müdahale vardır ve sizin akışınızı kesmektedir. Kurt notası ya da kurt sesi denen bu fenomenin açıklaması ses çıkarmakla görevli iki ayrı bedenin rezonans yarışında yatar. Tel titreşmektedir ve belli bir frekansla bu titreşimi çellonun ağaç gövdesine iletmektedir, ama öte yandan, sesi yükseltmekle görevli çellonun ağaç gövdesinin de kendisine has bir frekans katsayısı vardır. Birbirine yakın bu frekans değerleri birlikte rezonansa girmek yerine birbirleriyle yarışmaya başladığında, bir başka deyişle, ağaç gövdenin içkin frekans katsayısı bütün rezonans alanını ele geçirmeye çalışıp, uyum içinde birlikte rezonsa geçmektense, rezonastan kaçtıklarında başlar o kurt uluması ve verili armoni kuralları altüst olur. Kuşkusuz, kurt notasını yoketmek etmek için türlü yöntemler geliştirilmiştir ama her çalgıcının korkulu rüyasıdır bu kurt uluması.


Bu tür istenmeyen rezonansa, dezonans diyeceğimizi tahmin etmişsinizdir bir önceki yazımı okumuşsanız. Bu tür rezonansın istenmemesi müzik teorisinin kurmaya çalıştığı belli bir rezonans kavramının bastırdığı şeyi ortaya koyar. Çalgıcı enstrümanını öyle çalmalıdır ki her devinimiyle zaten kendi gövdesiyle rezonans içinde olan çalgının üretebileceği istenmeyen rezonansın geri gelişini engellemelidir. Tahrif anı, bastırılan şey – zaten titreşim içinde olan şeyler arasındaki ilişki olarak rezonans – artık bastırılamadığı an, bastırılamayanın geri döndüğü an oluşmakta ve müzik teorisini bozmaktadır.


Kurtların geri dönüşü, ya da istenmeyen rezonans kavramının – dezonans – bir sanat yapıtıyla karşılaşma anıyla, sanat yapıtını algılama biçimimizle, ya da sanat üretim biçimimizle nasıl bir alakası olabilir?


Freud'un Kurt-Adam vakası'nın kahramanı Sergei Pankejeff rüyasında kurtlar görmektedir; her gece yatak odasının karşısındaki ağaçta kurtlar canlanır. Ve bu sürekli tekrar eden rüyadan müzdarip şekilde Freud'a gelir. Freud'un vakayı inceleme yönteminin temelinde kuşkusuz bir travma beklentisi ve zarar görmüş Ödipal aile üçgenini iyileştirebilme umudu vardır. Oysa, Deleuze ve Guattari'nin Bin Yayla'sından bildiğimiz gibi, Kurt-Adamın düşlerindeki kurtları Ödipal bir çerçeve içinde temsil etmek mümkün değildir: kurtların Kurt-Adam'a söylemek istediği şey “çoğulsallık” ve bu anlamda bu Kurt-Adam'a gönderilmiş bir “çağrı,” bir “sesleniş”tir. Düşünürlere göre, Freud'un kurtların sessiz çağrısının, kurt-olmak, anlamına geldiğinden haberi yoktur; psikanalizin anlamadığı şey anlamı kurda-dönüşmek olan “çoğulsallık”tır ve Freud bu noktayı anlamadığı gibi, bu sahnenin bir nevroza indirgenebileceğini ve böylece Ödipal bir yapı içinde açıklanabileceğini düşünmektedir. Bir başka düzlemde Deleuze ve Guattari için bu şu demektir: bu sahne, temsile dayanan düşünce biçimleriyle açıklanamaz çünkü tam da böyle bir imkansızlık anında özne bölünmelere açılmakta ve çoğulsallık onaylanmaktadır. Sahne bir “çağrı,” bir “sesleniş”ten oluşmaktaysa, Kurt-Adam'ın kulağını bu seslenişle, kendisine empoze edilen "bütünlük", "tamamlanmışlık" düşüncesi karşısında bir dezonansa davet etmektedir. Ve işte tam da böyle bir anda Kurt-Adam Freud'un Ödipal yapı içinde belirlediği sahneden kaçmalı; bu sahneyi bütünlüğü bozmanın, varsayılan bütünlüğü dezonans aracılığıyla bozmanın hazzı olarak yaşamalıdır.


Kurt notasının geri gelişinin engellenmesi başarılı bir yaylı çalgılar performansının ön koşullarından birisi olarak kabul ediliyorsa ve gerek müzik kuramı, gerekse bu müzik kuramını da aşan kuram dediğimiz şeyin genel ekonomisinde bütünlüğünü herhangi bir parçalanma taaruzuna karşı sonuna kadar savunabilen bir öznenin varlığını öngörüyorsa, dezonansın böyle varsayılan bir özne bütünlüğünü bozma aracı, bu yolla bir arzu-üretim makinası oluşturduğunu iddia ederek, kurt notasının faydalarından bahsetmek istiyorum.


Bugünlerde – ama ne zamandan beri: 2012 – İstanbul Queer Art Collective adlı bir grup var ve onları bir sürü şey karşısında bir kolektif, çoğulsallık yapan şey, yaptıkları herşeye damgasını vuran iddiasızlıkları. Kollektif, Tuna Erdem, Seda Ergül, Onur Gökhan Gökçek ve Leman Sevda Darıcıoğlu'ndan oluşuyor. Çıkış noktalarının bir zamanlar Fluxus'un yapmış olduğu performanslar olduğunu söylüyorlar. Gelecek Queer adlı serginin kapanış performansı olarak yaptıkları, "Koltuk Sevdası no:96" adlı performansta, daha önceki bir performansta, "Yaralı Koltuk" (2014) adıyla sundukları bir koltuğu parçaladılar. "Yaralı Koltuk"un altında yatan düşünceyi bir konuşma sırasında Japon geleneksel sanatında kırık porselenleri onarma yöntemi olarak açıklamışlardı. Geleneğe göre, örneğin, kırılmış bir porselen fincanı tamir etmenin en iyi yolu kırıkları görünmez hale getirecek şekilde fincanı bütünlüğe ulaştırmaktansa, kırıkları altın sırlarla bezeyerek fincanın kırık, çatlak, parçalara ayrılmış halini hatırlamamıza yardımcı olmakmış. Benzer şekilde, "Yaralı Koltuk"ta bir eskiciden alınmış, nerdeyse kullanılmaz halde olan bir koltuğu türlü altın sarısı parlak malzemeyle donatarak izleyiciye sunmuşlardı. Uzun bir süre böylece yaralı kalmış koltuğu "Koltuk Sevdası no:96"da parçalamalarının nedenini bir sanatçıyı ürettiği herşeyde başarılı olmaya zorlayan, bütünselliğin korunmasını dikte eden gerekliliğinin yıkımı olarak açıkladılar. Burada sözünü ettikleri yıkımın, benim sanatta "başarıyıkım" olarak tanımladığım şeyle şöyle bir alakası var.


Yaptığımız herşeyde başarılı olmakla koşullandırıldığımız günümüzün yaşam koşullarında, sanatta başarısızlığın ayrı bir yeri olduğunu düşünüyorum. Sanatta başarısızlık bizleri varsaydığımız başarı/başarısız karşıtlığı içinde düşünmektan çıkarıp bir kusursuzluk durumuna ulaşmanın olanaksızlığına götürebileceği gibi, sanatsal her hamlenin bizleri ucu açık bir deneyime davet ettiğini, tatminsizlik ve hataların dünyada yerimizi tekrar tekrar düşünmemizi sağlayan araduruşlar olduğunu gösterebilir. Aslında bir sanat yapıtının çıkış noktası ve ulaştığı yer arasındaki farklılık her sanat yapıtını başarısızlığa açık, her an başarısızlığa maruz kalabileceğinin göstergesidir. Bazı sanatçılar vardır ki başarısızlıklarından yola çıkarak başarılı bir başarısızlığa ulaşır; bazıları gerçekten başarısız başarısızlıkta takılıp kalırlar. Kimi sanatçı sanatın üretildiği ortamlarda kendine has bir kaçış çizgisi geliştiremediği için başarısız olur, kimiyse kaçış çizgisi yaratabilse de ortam bu kaçışlara izin vermez.


Öte yandan, her sanat yapıtının dünyada bir yeri olduğu düşüncesinden yola çıkarsak, başarının sanat yapıtının bir ikizi, ya da üvey ikizi olduğunu düşünebiliriz. Herhalde hiçbir sanatçı başarısızlık düşüncesiyle yola çıkmaz başlangıçta ama salt başarmak düşüncesiyle yola çıkmak da kişiyi çok kolaylıkla klişeler üretmeye yöneltebilir: sanatçı başarılı başarısızlık yoluna gidebilir. Sayısız deneme sonucu kendini ifade edebileceği kendine has bir yaklaşım yaratmaktansa klişeler aracılığıyla başarılı başarısızlıktan, başarısız başarısızlıklara yuvarlanabilir. Ama ifade edebilme cesareti, insanın kendine has sesi bulabilme çabası başarılı başarısızlık yolunu açabileceği gibi bu ancak ölümden sonra da gelebilir.


Buradan İstanbul Queer Art Collective'in performanslarına dönecek olursak, başarılı olma arzusunun baştan elendiği, geriye sadece deneme (deneysellik değil) arzusunun kaldığı bir durumla yüzyüze kalırız. Performanslarında kurt notaları ulumakta, gerek giysi tasarımlarıyla (tasarımsız tasarım?), gerek sahnede ne yapacaklarını bilmezlikleriyle, her hangi bir sanat eyleminde olması beklenilen temsiliyet bütünlüğü sarsıntıya uğratılmaktadır. "Başarılı olmak" durumu bilerek ve isteyerek, sanat yapıtları üzerine belli bir yargı olmaktan çıkarılmakta, başarı'nın sanatla ilgili olmaktan çok tıpkı bir üvey ikiz kardeş gibi ancak sonradan icat edilerek sanata iliştirilmiş bir tanım olduğunun altı çizilmektedir. Yani burada "yıkım", başarı diye bildiğimiz şeyi sarsarak, sanatın aslında kişinin farklı ifade etme biçimlerini önkoşulsuz bir özgürlüğe akış yolunu açmanın bir aracı olarak görülmektedir: BAŞARIYIKIM.


Kurt notası artık hoşgelsen buralara.









Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square