SANAT: NERESİ ORASI YA BURASI?- ÖNSÖZ

SANAT: NERESİ ORASI YA BURASI ? - ÖNSÖZ

Süreyyya Evren

Kitap başlıyor ve bir salınıma yazı yazı yerleşiliyor. Bu, okurun başka, kendi salınımlarında yakalanması ve sahiplenilmesi de demek. Hem bir mücadele çağrısıyla yüzleşme hem de bir dert edilme. Michael Kohlhaas tartışmasının yeniden yeniden hissedilmesi boşuna değil. Kohlhaas hem sizi mücadeleye çağırıyor hem de dert ediyor.


Dürüst bir konuşma kurmaya teşebbüs etmeli mi? Dürüst bir konuşma salınıma nasıl müdahale edebilir? Salınımın bütün ana parametrelerine derinlemesine hakim bir konuşma ise mesela bu, sözkonusu derinlik yardımcı mı olacaktır yoksa tökezleme ihtimalini mi arttıracaktır? Dahası düşünmeyi sanat edebiyata, gündelik konuşmaya, düşünme üzerine konuşmanın kendisine ve iç sesin kendisine yedirmek ne kadar yardımcı olabilir?


Aracagök öyle ya da böyle, işine gelirse şöyle, olmadı susuz seçeneklerine göz kırpmaya teşvik etmiyor okuru; kabaca söylersek düşünce ile çatılan, köklenmiş, detaylanmış, kılcallanmış bir red tavrı sunuyor.


Bir manifesto yazsa yadırgamazsın bir dille.


Konuşmamayı tercih etme ile manifesto ufku arasında ifade salınım dengesini bulmaya yanaşmaz.


Aracagök hem yorum yapabileceği alanı talep eder hem de açılan alanı okur için açık tutmak ister –bu alanı titreyerek test etmemiz gerektiğini anlarız. Dokunarak, koklayarak. Böylece red geri çekilip söylenmeyle değil sanatın ürünlerine, dağılımlarına yayılarak, evde, bir teorik malikânede sözgelimi söylenmeyip sanatın içinde dolaşarak çamurlarla ve eser eser, film film, sergi sergi şekillenir.

Sanat referansı ve tartışması, yoğun bir teori katmanı ve hiç aksatılmayan sinema.


Resim okuma, film okuma, sergi okuma, filme giderken içinden geçilen sokağı okumave kızgınlık: Klişeye, aptallığa, ortalamaya, sıradana, banal olana,basite karşı ve kızgın bir Kohlhaas okuması.


Kabul gören anaakımları itibarsızlaştırma refleksi hep aktif. Birileri geçiyor: Virilio, Deleuze, Benjamin... Mevcut kültür sanat hayat akışlarına dahil olmak değil onları kesintiye uğratmak isteyen bir odadan geliyor çağrı, kesintiye uğratmaya dönük her kavramı, her sanatı, her anı benimser, inceler, hatta över bir bakış ve o kesinti anında başka bir temaşa, başka bir duyu, deneyim, derinlik, özel an,istisnai moment, burkulma yakalamak isteyen bir bakış. Aracagök yazısı o anların topacıdır. Oraların girdabıdır her bir yazı. Oku, okursan seni o kesintilerde bekleyen bir pelerin öneriyor, vaat sahte değil.


Eksik kalmayı, ötelere akmayı, orada oluşa geçmeyi, noksanda, ötede oluşa geçmeyi över –demek ki tam kalmak kötüdür, tamlık protesto edilmelidir, burada kalmak, rotada kalmak protesto edilmelidir, rotadan çıkmak imkân sayılmalıdır.


Edebiyat geçer. Beat Generation olur, Bartleby olur, babayıkımı patenleri belirir.


Sözcükleri var Aracagök’ün:

Birey-kaç

Birey-kal

Mimetik-cüceler

Atopolojik sapmalar

Dezonans

Başarıyıkım

Arzu-imgesi

(hayalet-oluş)

aşkınsalın temsilcilerine savaş


Okurdan kesinlikle sessizliğin sesini duymasını bekliyor ve kesinlikle bu sesi metinlerle birlikte vermiyor.


Esas belirleyici salınım belki de öfkeye ve yıkıma düşmekle neşeye ve oluşa düşmek arasında salındığımız, kesintilerle, “dezonanslarla”, türlü beklenmedik fırsatla adım attığımız salınım olacak bu kitapla. Her okuma denemesi şu anda burada, bu sergide, bu kitapta, bu filmde olma denemesi de aynı zamanda yaşandığı ölçüde salınım sahnesinin yeniden kurulması demek.


Ölüler gerçekte pek de kazılmıyor, Aracagök, hiç belli etmiyor ama, bunu hiçe saymasıyla iyimser. İyimserliğinin red kaynaklı olduğuna ve astıklarından geldiğine inanıyorum ipe.


Elinizdeki kitap sizi önce bir bakışla ve bir üslupla tanıştırıyor, bu bakış kendi birikimi, kavramları, yaratıcılık alanları ve yeğlediklerini birbirine bağlayarak sanat eserlerine uğraya uğraya yürüyor. Okur hem sözkonusu eserlere veya benzerlerine kendi bakışıyla bu bakışı karşılaştırma, ilişkiye sokma, birlikte elden geçirme imkânı buluyor hem de yeni olasılıklarla karşılaşıyor. Burada öfke, sertlik, kızgınlık ihtimali varoluşun tıkanması ihtimali ile kesif bir üzüntüye düşme ihtimali hep diri, ne

şeyle yeniden kurma ihtimalinin oradalığı kadar.


Kitabın sonunda yazar kendisi bir sanatçı olarak konuşmasıyla beliriyor. Formun değersizliği fikrinde çatlaklar oluşuyor, genel olarak değersizlik fikrinde çatlaklar oluşuyor ve değersizlik duygusunda paralanmalar yaşanıyor. Söyleşiler kısmının bunca güçlü olması Aracagök’ün diyalog formunda ayrıca çalımlara sahip olmasından belki de.


Bu tabii, hâlâ, arkasındaki özneye erişilebilir bir konuşma inşa etmek demek değil, olmamalı da muhtemelen. Ancak dinleyenin kendi dinlemesine erişmesine imkân sağlamak için nefis pasajlar,kıvrak manevralar içeriyor.


Masallar bitince ne başlayacak?


Okuru karşılayan, durduran ve yayan bir katmansa kitabın ilk kısmındaki yazılar son kısmındaki söyleşiler de erişilmezliği garanti etmek için oradalar. Sızmalar ve müdahaleler. Konuşma taşıyor. Sitemkâr seslerin temsilcileri kayıp. Kasvetli evren hâlâ orada. Kitabın ikinci kısmına iade-i ziyaret de denebilir.


Yok-yazar ile küs-sanatçı arasında kendi varsayımlarımızı çatmamız için bir kışkırtmalar serisi olarak da bakılabilir zannedersem olup bitene. Alınacak bir şey yok. Kitap başlıyor.





Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square